Ekonomide neleri konuştuk? Finansal teşhisler neler ?

DEĞERLİ dostlar, sizlerden gelen sorulardan da yola çıkarak 2007 Kasım ayından bugüne “ekonomik-finansal” dinamiklerde neler yazdığımı, tezlerimi sizlere aktarmak ve sonrasında yarından itibaren 2010′a bakmak istiyorum…
Neler söyledim? Neleri konuştuk?
Maddeler halinde aktarayım:

* Türkiye’de herkes “her şeyi toz pembe görürken, 2007 Kasım başından itibaren hatta ABD’de” krizi bildiği iddia edilenlerden 6 ay önce, “Dünya büyük bir krize-büzüşmeye gidiyor” diyerek “nakit kraldır” tezini ortaya attım…
* 55.000 üstünde “İMKB’de hisselerinizi satın, bu iş bitti, nakde geçin” cümlesini kesin olarak defalarca “aktardım”!
* 1.77-1.83 dalgası sönerken; dolarda 1.15′in altı eldeki verilerle şimdilik “hayal, sakın daha da düşer” diyenlere inanıp satmayın, hatta tepkiye “oynayanlar” için kısa vadeli “alım denemesi” yapılabilir detayını ortaya attım.
* 2003-2007 arasında “Türkiye’deki büyüme yalan, dünya büzüşecek, burada bir şey olmadığı ortaya çıkacak” diyerek, neredeyse kendimi parçaladım.
* Kriz başladıktan sonra özellikle İMKB’de 23.000 altı ve dolarda 1.50-1.75 bandı test edilirken, hatta herkes “Dolar 2 TL olacak” derken, “En kötüsü geride kaldı, şimdi doları satma zamanı” diyerek 1.50 üstünde kademeli satın çağrısını her TV kanalında ve bu köşede defalarca yaptım…
* Krizin en kötü gününde yanında 10.000-20.000 kişi çalıştıran insanlarla görüşmelerimde hep şunu söyledim: Sıkın dişinizi “en kötüsü” geçti. O gün “o şirketler 1.7′den kredi kapatsalardı” bugün çok insan işsizdi. O riski aldım, kendim için değil.
* Bana 2007 krizi başlamadan, her şey “çok pembe dikkat” dediğimde bana “Kötümsersin” diyenlere ve herkes kötümserken “Dibi geçiyoruz” dediğimde bana “İyimsersin” diyenlere, hep şunu sordum: “Ben kötümser oldum, 2007 Kasım’ında kime yaradı? Ben iyimser oldum, Ekim 2008′den itibaren kime yaradı?”
* 2008 Ekim’inden itibaren “düzelmeyi” savundum ve “dipten dönüş başladı” tezine inandım.
* 20009 başından itibaren DOW-Euro-Dolar ve İMKB-Dolar denklemini geliştirdim ve özellikle “İMKB’nin aşırı alım veya satış” dönemlerini detaylandırdım.

Değerli dostlar, birçok konuda piyasanın algıladığından ve en önemlisi “kamuoyuna hâkim” olanlardan “farklı” düşündüm, düşünüyorum… Piyasaların “bana ters olduğu” dönemler oldu, ama bu süreçt özellikle “doların seyrinde” haklı çıktım.
Peki bundan sonrası?
Sonuçlar:
1- Türkiye’nin bana göre “sıcak para” denklemi içinde sadece borçlanarak “gelişmesi”, IMF vagonuyla “kendi başına yürüyebilen” bir yapıya kavuşması mümkün değil.
2- Dünya standartlarında “iş yapmayan” bir “bankacılık sektörüyle”, sadece borçlanarak, “döviz-faiz-borsa” üçgeninde “bugünden daha iyisi” zaten olmaz.
3- Türkiye’nin 2010 yılında IMF’den borçlanmama yolunda devam etmesi gerekiyor.
4- Sıcak para sarmalından çıkan ve “gerçekten üreterek büyüyen bir modele” doğru yol almalıyız.
Sonuç: Siz istediniz, ben de yazdım… Ekonomide neler yazdığım, neler düşündüğüm çok açık.
Son söz: Ben doğru bildiğimi söylerim. Fikirlerim kimseye göre değişmez. Bilim ve “gerçek”, insanlara göre “eğilip bükülmez”. Doğru bildiğimi söyleyemediğim gün de bu işi bırakırım. Siyasetçilerle de hiç ama hiç işim olmaz… 2010 yılı, Türk ekonomisi için “olumlu” olacak. IMF tuzağına düşmeden “yoluna devam edebilecek” bir Türkiye dileklerimle.

‘Ekonomik Güvenlik Kurulu’nu hatırlatayım

NEDEN “ekonomik güvenlik”?
Arz edeyim…
2001 krizi sonrasında ve özellikle 11 Eylül saldırısıyla ortaya çıkan yeni dünya düzeninde Türkiye, tarihinde görmediği bir “finansal operasyona” ve “transfere” maruz kaldı. Sıcak paranın yarattığı “sanal sonuçlar” ile devam ettirilen yapı içinde bu düzeni “patlatmadan” devam ettirmek, finanse etmek için ise “Cumhuriyet tarihinin yarattığı bütün kamu değerlerini” satmak zorunda kaldı. Stratejik birçok nokta “elden çıkarken” ortada net bir soru kaldı: Bu yapıyı devam ettirmek için daha neleri satacağız?!
Türkiye’de “üretmeye çalışan, sıcak para döngüsü dışında ticaret yapan, vergisini ödeyen, ücretli, memur” kısacası “rant çarkı” dışında “iş yapmaya, yaşamaya çalışan” kesimden, her gün yüzlerce “kayıp” veriyoruz. Sınırları korumamız yetmez, “ekonomik güvenlik” kavramını hayata “devlet” kademesinde “geçirmeli” ve bir an önce “ulusal politikalar” geliştirerek gereğini yapmalıyız.
Ne mi yapabiliriz?
Onu da kısaca arz edeyim…
Konu hakkında bazı üniversitelerde ve “devlete yakın” birkaç merkezde “yola çıkıldı” AMA yetmez! Devlet politikası haline getirmeli ve acilen “Ekonomik Güvenlik Kurulu” adı altında bir yapılanmaya gitmeliyiz. 2010′a girerken hatırlatayım!

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri : <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Tags in Kategori